Okul çağıyla birlikte çocuklarımız pek çok
açıdan özel ve zor bir döneme giriyorlar. Bizlerde bu dönemde
çocuklarımızın bu soru ve sorunlarına çözümler sunmayı, çocuğun
kişilik gelişimini ve okuldaki başarısını desteklemeyi amaçlıyoruz.
Okulun ve ailenin sorumluluk duygusu ne kadar fazla olursa, bir şeyleri değiştirme
şansımız da o oranda artacaktır.
Sosyal şartların
dengesizliği, bilgisayar çağının getirdiği hızlı değişimler, kaybettiğimiz
bazı toplumsal değerler,modellerin azalması,eğitim-öğretim şartları ve
bunun sonucu olarak yaşadığımız baskılar.... Vazgeçilmez tek şey şudur
ki: İnsanı insan yapan insan ilişkileridir ve bu ilişkilere bağlı olarak
insanın kendisiyle ilgilenerek gelişmesidir.
Bir çocuk şiddet simgeleyen davranış gösteriyorsa,genelde
yardıma ihtiyacı vardır. Bu davranışı seçmede özgürdür ama bunu bir şeylere
karşı savunmak için kullanır. Bunlar yoğun çaresizliğin,özgüven eksikliğinin,
kendince yaşadığı bir karışıklığın, hayal kırıklığının,
korkunun, küskünlüğün, hiddetin veya ümitsizliğin sonucudur.
ŞU GERÇEKLERİ
UNUTMAMALIYIZ Kİ:
§
Çocuklar ve gençler her zaman
yetişkinlerin dünyasının aynasıdır.
§
Kendilerini başkalarının yerine
koyarak, onların düşüncelerini de anlamaya çalışmaları gerektiğini
belirtmeliyiz.
§
Bu çağda, kendimize karşı daha
hassas, başkalarına daha duyarsız yaklaşmanın olumsuz bir davranış olduğunu
ilk başta kendi davranışlarımızla sergilemeliyiz.
§
Suçu önce başkalarında değil,
kendimizde aramamız gerektiğini söylemeliyiz.
§
Çocukları çok iyi gözlemlemeliyiz.
Bugünkü çocukların
isimlendirilmelerini inceleyelim: BENCİL ÇOCUKLAR,SOSYAL-KÖR ÇOCUKLAR, ALIŞVERİŞ ÇOCUKLARI, MARKA
DELİLERİ, HAMBURGER ÇOCUKLARI,DOYUMSUZ, ŞIMARIK ÇOCUKLAR....
Bu tür başlıklara izin
vermemeliyiz.
Peki bizler nerede hata
yapıyoruz? Aile ve çevrenin önemli olduğu hepimiz tarafından biliniyor.
Çocukların ve gençlerin çoğu tek çocuk olarak büyüyor. Paylaşmanın
tadına, çoğu ömür boyu varamıyor. Anneler babalar çalışıyor, akrabalar
uzakta oturuyor, komşularla pek görüşülmüyor; üstüne üstlük “benim
zamanım yok” deniyor. Bu boşluğu çocuk televizyon, bilgisayar gibi gereçlerle
dolduruyor.
Çocuklar ve gençler, kendi kimliklerini geliştirmek,
istediklerine ulaşmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli arayış
içindeler. Bunlar için aynı zamanda özdeşleşmeye uygun modeller seçmeye
başlarlar.
Ailelerin bazı konularda bilgilendirilmeleri şart.Onlar:
“ Bizler korku içinde büyüdük, söz dinledik, şımarmak yoktu, hoşgörü
yoktu” deyip, rahat büyümelerini istiyorlar. Ama bunları bilmiyorlar:
§
Çocukların sınırlara ihtiyaçları
vardır.
§
Çocuklar sosyal davranışları
doğuştan bilmiyorlar, öğrenmeleri gerekli.
§
“ Hayır” kelimesini,
“Evet” kelimesi gibi bilmeliler.
ÇOCUKLARI DUYARLI
KILAN NEDİR?
Bazen kendimizi sanki çepe
çevre şiddet ve zulümle çevrilmiş bir dünyada yaşıyor gibi algılayabiliriz.ABD’de
yapılan bir istatistiğe göre,okullarda yada
okulların civarında her yıl üç milyona yakın suç işlenmektedir.
Ev içi şiddete yönelik bir çalışma,pek çok liseli erkek öğrencinin, eğer
kendini öfkelendiriyorsa, kız arkadaşına vurmanın uygun olduğunu
düşündüğünü göstermiştir.
Şiddet ve zalimliğin çok sık görüldüğü
ve hatta neredeyse kabul edildiği bir dünyada, çocukların daha duyarlı,
iyilikçi insanlar olarak gelişebilmeleri
için neler yapılmalı, nasıl
davranmaları gerektiği pek çok anne ve babaların merak ettiği bir
sorudur.Duyarlı çocuklar yetiştirmenin dünyadaki şiddeti azaltmada
tek çözüm olmadığı açıktır, ama acaba gerek televizyonda gerek
caddelerde şiddete maruz kalmaları çocuklarımızın daha katı yürekli
olmalarına yol açıyor mu?
Kuşkusuz anne babalar çocuklarının yaşamını
etkileyen her şeyi kontrol edemezler. Genellikle sertlikle, acımasızlıklarla
ya da mutsuzluklarla dolu gerçek dünyada daha çok zaman geçiriyorlar. Ayrıca
anne ve babaların kontrol edemeyecekleri kendilerine
özgü kişilikleri, özellikleri vardır. Bütün bunlara rağmen, çocuklarımızın
daha sevecen, daha adil ve daha sorumlu olarak yetişebilmeleri için bizlerin
yapabileceği bir şeyler olduğunu yine de
söyleyebiliriz.
Acaba çocukların doğasında sevgi yok mu?
İnsanlar genelde çocukların
dünyayı kendilerine göre, kendi bakış açılarıyla değerlendirdiklerini
sanırlar. Bir zamanlar araştırmacılar, diğer insanlara yönelik gerçek
sevgi ve ilgi duygusunun, yaş yetişkinliğe doğru ilerledikçe ortaya çıktığına
inanırlardı. Ama artık bu inancın doğru olmadığı, kişinin kendini bir
başkasının yerine koyma (empati) ve ilgi ile karışık endişelenme işaretlerinin
çok daha küçük yaşta gözlenebildiği ortaya çıkmıştır. Örneğin
Waurler, Yorrow ve King adlı psikologlar, anne ve babaları fiziksel yada
duygusal bir nedenle sıkıntı içinde olan çocukları izlemişler ve çok küçük
yaştaki çocukların bile anne ve babalarıyla birlikte
bu sıkıntıyı yaşadıklarını görmüşlerdir.
Anne ve babalar neler yapabilirler ?
§
Neler hissettiğinizi
bilmelerini sağlamak gerekir. Yapılacak en önemli şey, çocuklarınızın
sevgi, şevkat ve sorumluluk duyguları içinde davranmalarının, sizi ne kadar
mutlu edeceğini onlara söylemektir.
§
Çocuğunuzla konuşurken içten
ama kesin bir dil kullanın.
§
Üzerinde durduğunuz şey, onun kişiliği
ya da herhangi bir özelliği değil, yapmış olduğu ve dikkatinizi çeken bir
davranış olsun.
§
Eğer sizin herhangi bir konuda
duygusal olarak çok etkilendiğinizi bilirse, bu konu onlar içinde
önemli hale gelir. Ayrıca
çocuk sizin o tür davranışları neden onaylamadığınızı da bilmek
zorundadır.
§
Hangi tür davranışları onayladığınızı,
hangilerini onaylamadığınızı
çocuklarınıza açık, dürüst
ve kesin konuşarak belirtin. Önemli olan onların suçluluk duymasını sağlamak
değil bir şeyler öğrenmesini sağlamaktır.
§
Onlar için iyi modeller olun.
§
Somut davranışlar, söz olarak söylenenlerden
daha etkilidir.
§
Eğer siz kendiniz tutarlı olarak
sevgi ve şevkat dolu biriyseniz, çocuklarınızın da bu şekilde yetişmesi
olasılığı yüksektir.
§
Eğer çocuklarınızın onuruna
saygıyla yaklaşır, başarılarına ilgi gösterir ve fark ederseniz onlara
vereceğiniz mesaj, tüm canlıların onuruna saygı ve ilgi gösterilmesi
gerektiği olacaktır.
Peki
dış dünyanın etkileri ne
olacak?
Örnek:
Her zaman rastlanabilecek sıradan türden iyilikçi davranışları sergileyen kahramanların öykülerini
anlatan kitaplar okuyun .
Televizyonda
iyilikçi davranışlar izleyen çocukların bu davranışları taklit etme eğiliminde
oldukları görülmüştür. Bu nedenle şiddete yönelik filmler
izlemelerini engellemeliyiz. Kimlere hayran oldukları ve onlara neden hayran
oldukları konusunda söyleşiler yapılması etkili olur.
Psikolog Segal’e göre; hiçbir yaklaşım, çocuk ile anne-babası
arasında olan sevgi ve ilgi bağı
olmazsa işe yaramaz.
Çocuklarımızın olumlu bir davranış gösterebilmesi için en önemli
faktör, onların kendilerinin ilgi, sevgi, iyilik
dolu bir atmosferde yaşamasıdır. Uzmanlar; çocukların yaşadıkları
evde, kendilerini güvende hissetmelerinin, dikkatlerini kendi üstlerinden çekip
başka insanlara ve onların sorunlarına yöneltmede önemli bir etken olduğunu
vurgulamaktadır. Bunun tam tersi durumlarda sevgi ve ilgiden mahrum yetişmiş
çocuklar kendilerini sürekli güvensiz hissedeceklerinden sadece kendilerini
korumayı, kurtarmayı, düşünmeleri doğaldır.